Kayıtlar

SEVGİLİ TELEFONUM

Resim
Sabah kalktı genç kız. Telefonu eline alır almaz onlarca bildirime, mesaja tek tek baktı, cevapladı. Gece uyurken neler olmuş hepsini inceledi. Hiç bir gönderiyi, yorumu kaçırmaması gerekirdi. Böylece yatakta bir saat geçirdi. Kalkıp kahvaltı yaptı ve tekrar odasına gelerek telefonu eline alıp uzandı. Akşam olmuştu. Genç kız hala elinde telefon o sayfa senin bu grup benim geziniyordu. Akşam yemeğini yedi ve tekrar uyuyana kadar elinde telefon... İyi geceler sözünü telefonuna kullandı.
  Okurken ne kadar sıkıldığınızı biliyorum. Ama bu çoğumuzun yaz tatilinin özeti belki de. En azından benim kız kardeşim için yaz böyle geçti. Haa iyi yanları yok mu ? Var. Mesela kardeşimi arayıp neredesin vs diye sorma zahmetine girmedik hiç. Lazım olunca odasında bulduk. Bir iş yaptıracağımız zaman telefondan ayırmak dakikalar aldı tabi. Kitap okutturamadık. Sevgilisi internete ihanet sayılırdı bu. Benim kardeşim babamın rızası olmadan gönlünü kaptırmıştı sosyal medyaya. 'Gönül işlerinde baba rızas…

KARGA İNSAN

Resim
Küçük, bahçeli bir evde bir anne ve iki küçük kızı yaşarmış. Zavallı kadın kocası ölünce çocuklarının geçimini sağlamak için terzilik yapmaya başlamış. Çocuklar bahçede oynarken kadın da gün boyu dikiş dikermiş. Bir gün bir karga tebelleş olmuş bahçedeki ceviz ağacına. Gece gündüz cırtlak sesiyle öter dururmuş. Kadın rahatsız olsa da kuşa ilişmezmiş. Günlerden bir gün çocuklardan küçük olan hamakta uyurken bir yılan görmüş karga. Çocuğa doğru tıslıyormuş. Karga  şiddetle her zamankinden daha fazla ötmeye, kanat çırparak evin penceresine doğru vurmaya başlamış. Kadın sese daha fazla dayanamamış ve kargaya doğru eline geçirdiği terliği fırlatmış. Olacakla öleceğe çare mi olur derler. Terlik kargaya isabet etmiş ve yere serilmiş bizim karga. Çocuk mu? Çoktan zehirlenmiş..
   Bu hikayenin insanla ne alakası var dediğinizi biliyorum. Şöyle ki ''uslüp namustur.'' sözünü hepimiz biliyoruz. Sevgili karganın sesi güzel olsaydı, kimseyi rahatsız etmeyecek tonda kibarca ötebilseyd…

İÇ AÇISI

Resim
İçimde bir aralık var loş bir ışık sızan.. Başımı uzatıyorum. O da ne ? Bir mezarlık.. Kiminin başında bir mezar taşı var, kimi ise yakılmış. Ürkütmüyor beni içimdeki mezarlık. Çünkü ölmeyi seçen insanlar hepsi, mutlular ölü olarak...
   Yürüyorum yüreğime doğru. Ufak bir kız çocuğu.. Yaşama tutunmaya çalışıyor beton ve moloz yığınları arasında. Gökdelenler arasında evcilik oynamaya çalışıyor. Trafiğin gürültüsünü duymuyor yüreğindeki kuş seslerinden.
   İçimdeki çocuk..
   Takvimlere, saatlere inat gökten geçen uçakları sayıyor. Uçaklar geleceğe gitmez biliyor.
   Yürüyorum.. Bir kumru. Sevdiğinden uzak. Belki de ona kırgın... Ötmüyor. Belki de artık yüreği atmıyor. Salalar verilsin ey dostlar! İçimde aşk ölmüş. Cenaze namazı kılınsın. Yalnız kumru artık daha fazla acı çekmesin. Yakın içimi! Talan ve viran zaten.. Geriye külleri kalsın. İçimizi yakanların da içi yansın..


.....
İnsanoğlu öyle bir varlıktır ki içinde birini öldürür de diriltir de. Öldürmek o kadar zor bir iş değildir. İnsan …

LAVİNİA

Resim
Güneşli bir güne uyandık. Her şey mükemmel. Enfes bir kahvaltı hazırlayıp annenizle karşılıklı tadını çıkara çıkara çay içtiniz.. Ne mutlu size! Hatırınızda mıdır bilmem ama bugün Ratko Mladiç komutasındaki Sırp ordusu, Bosna-Hersek'teki Srebrenitza Bölgesi'nde toplam 8372 Boşnak'ın öldürüldüğü katliama başladı. Bunları sana anlatırken tadını kaçırmak istediğimi düşündüysen isabet olmuş. Bosna'nın acısını duyamıyorsan eğer zihninle, ruhunla, kadınlığınla, erkekliğinle ve malesef çoçukluğunla insan olmanı bekleyemem ki senden. Duyacaksın! Duymak zorundasın. Hala müslümanlara katliam yapılıyorsa bu dünyada, hala Emani'lerin ırzına geçiliyorsa, kundaktaki bebekler öldürülüyorsa senin de bu acıları tam ciğerinin en iç köşesinde duyman lazım.
Ah Bosna'm!
Müslümanca direnişin en iyi örneklerinden olan kutlu şehir. Sen orada ölümle savaşırken, imansızlığa iman dolu güzel göğsünle celallenirken biz imtihanı kaybeden kardeş ülke olmuştuk. Bebeklerin yüzündeki o tatlı g…

HAŞEMALI BACI SORUNSALI

Resim
Yazın gelmesi ve ramazanın da bitmesiyle halka açık olan plajlar kadın, erkek, çoluk çocuk derken tesettürlü hanım kardeşlerimizin de katılımıyla da tıka basa, vıcık vıcık ortamlar oluşturuldu. Affet ya Rabbi..
Şimdi gelelim konumuza.. Sahiden tesettür mü mayolar? Evet  kapalılar da denize girebilir. Kapalılar da yüzebilir, yüzmelidir de. Lakin ''haşema'' diye modacılar tarafından piyasaya sürülen tesettür mayoları gerçekten tesettürü yansıtıyor mu ? Denizden çıkan iki abla düşündürttü bunu bana. Kesinlikle hayır! Evet tesettürlü hanımlar yüzme öğrenmeli ve bunu sosyalleşmek ve sportif kalmak adına sık sık yapmalılar. Erkeklerin olmadığı alanlarda, kendi hemcinslerimizin içinde, tabi mutlaka haşemalı olmalı. Belediyeler şimdi hanımlara özel plajları ayarlıyorlar. Bayanlar için olan günlerde/hanımlara özel plajlarda gidip yüzmeniz denize girmeniz sizce de daha uygun değil mi ?
Hem vicdanen hem Allah katında hesap verirken zorlanmazsınız. Neden mi erkelerle aynı ortamlar…
Resim
CİĞERLERİNE KADAR ÖZLEYENLERE İTHAFEN...      Özlem, kelime anlamı olarak sevdiği bir şeyi ya da kimseyi bir daha görmek isteğini duymak, ona kavuşmak istemek, onu göreceği gelmek demektir. Şairin tabiriyle ; ''gün geceye kavuşur, yüreğin uyuşur, el çekersin bütün dünyadan, hasretin tutuşur, anılar uçuşur, ( ... ) mevsim hep sonbahar. ''      Özlemek, aslında kolay telaffuz edilen, kulağa hoş gelen söz, kalbe ağır gelen bir yüktür. Taşıyana kambur gibi gelse de nimettir aslında. Sevginin, değer vermenin nişanesidir. Düşünün ki önemsiz olan birini özlemezsin ya da bir apartmanı ya da bir savaşı, kurşunları, kötü insanları.. Aileni özlersin. Sevdiğini, dostlarını, bir çiçeği, gökyüzünü, bir notayı belki.. Özlemek büyük nimettir. Sevgine sevgi katar, göğe baktırır, türkü yaktırır. Çok özlemek lazım. İnsan olmak için, merhamet etmek için.. Düşün ki evladının kokusunu özlüyorsun yetimlere ana oluyor yüreğin. Bir şiiri özlüyorsun mısra oluyor gözlerin, ekmeği özlüyorsun dua oluyor…

BAYRAM OLA EY KARDEŞLER

Resim
Henüz altı yaşlarındayken annem süslü bir çanta verirdi elime. ''En çok kim toplayacak bakalım.'' diye başlardık ve bütün köyü kapı kapı dolaşır, el öper, şekerlerle doldururduk heybemizi.. Çantamdaki şekerler kadar tatlıydı bayram sevincim o zamanlar. Şimdilerde o bayramların tadı yok. Çünkü bayramlarda çocuklar gelip evde bulmaz, üzülürler, diye dert edinen koca yürekli, elleri öpülesi büyüklerimiz yok. Maneviyatını yitirmiş bizler bayramları salt tatil günü olarak görüyor ve gideceğimiz tatil köylerine rezervasyon yaptırmak için çırpınıyoruz. Bilmem kaç yıldızlı otel odalarında bedenimizi dinlendirdiğimizi düşünürken ruhumuzu kirletiyoruz malesef. Medeniyetini kaybeden medeni olmaz, unutuyoruz.. Çağdaşlaşmayı hep materyalist zihnimizle arıyoruz. Bu kafayla ne bayramlar ne de insanlar şeker tadında olur!
   Sahi kim çaldı o eski bayramları ?
...
Ramazana ufak bir not:Geldin. Senemizi şen eyledin. Ve şimdi gidiyorsun.. Biraz daha günahkar ve biraz daha asi olacağı…